ARTIK UMUDUM VAR


            Hiçbir zaman tam olarak kaybetmedim aslında umudumu. Sadece bulamadığım ve varlığını unuttuğum zamanlar oldu. Umut ettiklerim yerini bulmasaydı hem, şu an bulunduğum yerde yazabiliyor olur muydum bu satırları? Evde beni bekleyen dünya güzeli bir kızım olur muydu ya da her adımımda bana destek olan bir hayat arkadaşım, can yoldaşım?

            Umutsuzluğa kapılmak, insanın kurtlarından biri. Bütün yaşam sevincini, enerjini, ruhunu azar azar tırtıklayan bir kurt umutsuzluk. Onu yitirdiğin yerde başlıyor dünyanın sonu zannettiğin günler. Yaptığın hiçbir şeyden keyif alamaz duruma geliyorsun ki zaten bir şey de yapmak gelmiyor içinden ve yapmıyorsun da. Kimi zaman yemeden içmeden kesiliyor ya da tam tersi boğazına düşüyorsun. Hüzünlü şarkılar dinleyip ağlamak, ıssız bir yere gidip avaz avaz bağırmak, sarhoş olup sızmak istiyorsun. Arkadaşlarını arayıp sormuyor, telefonuna cevap vermiyor, eşinden dostundan uzak duruyor, etrafında olup biten her şeye karşı ilgini kaybediyorsun. Sonrası da adım adım bunalım… Bunalım da seni nereye götürür bilemem; ama bazı sonuçlar evlerden ırak!

            Herkes en büyük acının kendisininki olduğunu zannedermiş ya, öyle değil işte. Ben tecrübelerim ve izlenimlerime dayanarak söyleyebilirim ki henüz geçmemiş bir acı görmedim. Elbette insana ıstırap veren büyük dertler var. Elbette insanız ve daha fazla katlanamayacağımızı düşünüyor, hatta dayanamıyoruz da gerçekten; fakat geçmeyen bir şey yok. Delip geçiyor, kanatıp geçiyor, iz bırakarak geçiyor, hafif geçiyor, rüzgar gibi geçiyor, ummadığın anda geçiyor; ama geçiyor. Hayır, demek istediğim zamanın en iyi ilaç olduğu falan değil ya da olumlama falan da yapmıyorum. Sen olaylara hangi açıdan bakıyorsun ve senin felaket karşısındaki tutumun ne? Kriz yönetimin nasıl? Karakterin sağlam mı? Dirayetli misin yoksa kırılgan mı? Nasıl geçtiğini, işte bunlar belirliyor. Yani sen karar veriyorsun buna.  

            Sorunlardan kurtulup huzura ermenin de umutsuzluk nedenleri kadar yolu var. Öncelikle bunu unutmayalım. Kara gün kararıp kalmaz, demişler; doğrudur. Sadece bunun kararını sen vereceksin. Sen kararlı olacaksın mutlu ve huzurlu olmaya. Kendini bırakma! Kimsenin kendini bırakmaya hakkı yok. Sevdiklerimize bunu yapamayız. Oturduğumuz yerde sızlanarak para kazanamayız. Yataktan bile çıkmak istemeyerek faydalı işler ortaya koyamayız ki faydasız bir ömür geçirip ebedi uykuya huzur içinde dalamayız. Konunun muhataplarıyla yüzleşmeden pişmanlıklarımızdan kurtulamaz, çektiğimiz azabın nedenini görmeyi reddederek vicdanımızı rahatlatamayız. “Hayır.” demeyi öğrenmeden istenmeyenlere maruz kalmaktan kurtulamaz, hakkımızı aramadan haksızlıkla savaşamayız. Tedavi yolu aramadan hastalıkları bertaraf edemeyiz mesela. Değişim çabası göstermeden mevcut durumu sonlandıramayız. Bize ihtiyacı olanları düşünmeden gece gündüz ağlayarak kayıplarımızı geri getiremez ve burnumuzu kapıdan pencereden çıkarmadan yalnızlıktan şikayet edemeyiz.

            Çok büyük maddi sorunların hatta başını yastığa aç koymaların, çok acı kayıpların, dışlanmışlıkların, büyük başarısızlıkların, bir türlü unutamadığın hatıraların, dünyayla bitmek bilmeyen uzlaşmazlıkların, asla öngöremediğin bir sonraki adımların, üzülmesinler diye kendi gözyaşlarını hemen silip yüzüne gülümsemen gereken çocukların, yetirmekte zorlandığın ancak bakmakla yükümlü oldukların, çok mutsuz ve berbat bir iş hayatın, haksızlığa uğramışlıkların, hastalıkların, pişmanlıkların, gidenlerin, geri dönmeyenlerin, atmak isteyip atamadığın ve satmak isteyip satamadıkların, kapıdan kovsan bacadan girenlerin, şansını fazla zorlayanların, tahammül edemediklerin, ayıp olmasın diye selam verdiklerin, kırıp döktüklerin, vicdan azapların, huzursuzlukların, uykusuz gecelerin, manasız ve boş işlerin, geçerli sebeplerin, geçerli sebeplerin olmasına rağmen huzur vermeyen iç sesin ve hatta maalesef hayatına son verme isteğin olabilir. Ancak hiçbir şey, yaşamak kadar değerli değildir ve hüzün, gerçekten zamanı geldiğinde hayatından sessizce çekip gider.

            Değişime kendinden başlamazsan her şey aynı kalır. Şikayetlenip mızmızlanmayı bırak ve harekete geç; çünkü hayat, insana sunulmuş en özel armağan. Burada olma amacını unutma. Ve herkes, daha iyi bir yaşamı hak eder. O yaşamı güzelleştirmek de senin elinde. Şu an, şimdi, daha fazla vakit kaybetmeden silkelenmeli ve bir yerinden tutunmalısın evrene, kendini ve bakış açını değiştirmekle başlayarak işe. Göreceksin; her şey güzelleşecek. Benim artık umudum var.    

(Visited 95 times, 1 visits today)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir